14 Ağustos 2014 Perşembe

DELİDUMAN, ufak harflerle

                           
    Emrah Serbes'in en iyi işi demek biraz iddialı olur, en güncel eseri derken çok rahatım ama. En son kitabı olduğu için demiyorum bunu, yazıldığı zamana göre kıyaslandığında bu kadar yakın geçmişi anlatan bir kitap okumamıştım daha önce. Yazarların yarışmaktan çekindiği bir kulvar bu, daha çok dikkat ve özveri gerektiriyor, çünkü hata kaldırmaz yakın geçmiş, hele bu kadar yakınsa..
    Serbes, hayatı dumanlı bir kafayla yaşayan deliduman bir ergenin gözünden anlatıyor hikayesini. Çağlar, olayları kendine göre yorumlayan, öyle olduğunu kendine itiraf edemeyen bir kaybeden. Kız kardeşine olan aşkı o kadar büyük ki, kızı merak ederken ölebilir ya da ondan tiksinebilirsiniz, size kalmış. Olaylar Çağlar, kız kardeşi ve Çağlar'ın vakur ama ara ara salaklığından şüphe ettiğim garip arkadaşı arasında gelişiyor. Peki nerede mi gelişiyor, bir yetenek yarışmasında, YouTube'da ve yıkık dökük Taksim'de. Serbes Taksim Gezi Parkı'nı anlatmış. Korkmayın, olayın siyasi sebeplerini falan anlatmayacak size. Gezi Parkı'nda hayatı anlatacak size, kendi de oradaydı çok iyi biliyor o günleri, çok da güzel anlatıyor. Birçok güzel tercihi var yazarın, ama bence en güzeli başrol seçimi olmuş. Gezi Parkı olayları orta yaşlı bir insanın ya da bir yaşlının gözünden anlatılsaydı bu kadar etkilenmezdim. Olaylar deliduman, çokbilmiş ama aslında boş beleş bir ergenin gözünden anlatılıyor, Serbes asla müdahale etmiyor, çocuk yer yer sinir bozucu olsa da.
    Olaylar taze taze, geçmişe ya da geleceğe götürmüyor sizi satırlar, sadece bugün var, nefes aldığını hissediyorsunuz.
    Kapak tasarımını beğendim, sade ama tatmin edici. Michael Jackson sayesinde çok da havalı. Fonta bayıldım, yan kapaktaki turuncular kütüphanenize farklı bir hava katacak.
    Serbes'in dili her zamanki gibi rahat, kasmıyor. Biliyoruz zaten bunu.
    Keyifle okudum, şu olmasaymış iyi olurmuş dediğim tek bir satır bile olmadı. Emrah Serbes şaşırtmadı beni açıkçası, daha azını beklemezdim ondan. Hayranlığın getirdiği o vakur tavırla kitaba bıraktım kendimi. Bir romandan başka ne beklentim olabilir ki zaten.



Bir Boksörün ve Bir Böceğin Hikayesi

   Evet şuna bir açıklık getirelim önce, boksörlüğü seçmiş bir böceğin hikayesi değil bizimkisi... 1.50 boylarında, eşcinsel, ağzı bozuk yahudi bir boksörün (evet cüce kendisi) ve hitler aşığı, soylu bir aile mensubu, arı ırk yaratma inancı taşıyan bir böcekbilimcinin hikayesi.
   Ned Beauman kitabında Hitler'in felsefesine, arı ırklara, böcek türlerine ve adlandırılmalarına, eşcinsellerin sevişirken ne hissettiklerine ve garip hastalıklara değinmiş, ama hiçbirini irdelememiş bizi merakta bırakmak için. Kitabı okurken yer yer mideniz bulanabilir, cinsel tercihinizi sorgulayabilir, ya da cinsellikten tiksinebilirsiniz. Ama birçok garip hayat tanıyacaksınız, kitapta en çarpıcı bulduğum nokta tam olarak bu oldu. Karakter sayısını hatırlamıyorum, ama hafızasız adamın hafızasında tutamayacağı kadar çoklar. Hepsinin de absürd bir tarafı var, kitabın ortalarına geldiğinizde kitabı sadece yeni absürd karakterler tanımak için okuduğunuz hissine kapılabilirsiniz, bende öyle oldu. Demek istediğim, kitap sıkıcılıktan uzak. Kitapta tek bir hayat yok, birbirinden bağımsız karakter topluluklarının yaşadığı farklı hayatlar var. Çok küçük kesişme noktalarıyla bağlanıyor bu hayatlar birbirlerine. Bu hayatlardan biri boksör ve böcekbilimcimizin hayatı; yaşadıkları karmaşık aşk ve garip fantezileri. Bir diğeri soylu faşistlerin hayatı; faşistlerin düşünce yapısını gözlemleyeceksiniz, güzel bir deneyim oldu benim için. Sonuncusu da tiksinç bir hastalığa sahip, blog yazarı asosyal bir koleksiyoncunun hayatı. Bu hastalığın ona neler yaşattığını kendi ağzından dinliyoruz, eğlenceli bir adam kendisi.  
   Zamana gelirsek, kitap 3 farklı zamanda geçiyor, anlamak biraz güç olabilir başlarda. Paniklemeden okumak lazım, Beauman dağıttığı olayı kendi topluyor, sizi çok uğraştırmıyor.
   Kitabımız Guardian İlk Roman ödülünü alacak gibi yapmış ama almamış, finallerde kaybetmiş. Hakkı yenmiş mi bilmiyorum, kazanan romanı okumak lazım önce. Her neyse, ilk roman olarak başarılı iş çıkarmış Ned abimiz.
   Baskı güzel, Domingo'ya güveniyoruz zaten. Kapak tasarımı çok hoş, pastel renkler seçilmiş, kaliteli hissi veriyor. İlk ve son sayfalardaki böcekler ve boks eldivenleri sevimli olmuş.
   Çevirimiz güzel, yazım hatası ya da anlatım bozukluğu göremedim pek. Cümleler fazla uzayabiliyor bazen ama çevirmenden kaynaklandığını sanmıyorum. İngilizler hep yapıyor bunu.
   Sonuç olarak okuyun efenim, olmuş bu.