31 Aralık 2014 Çarşamba

Uzaklardan Gelen Bir Melodi

                                 


           İmkansızın Şarkısı, sevdiğim adam Murakami'nin bilmem kaçıncı romanı, ama benim okuduğum ilk romanı olması hasebiyle beynimde hep ilk romanı olacak yer edecek. Bir yazarın ilk romanını okuduğunuzda onun hakkında söyleyecek çok sözünüz olur, evet benim de var ve şu an sabırsızlanmaktayım.
                      

         Murakami nasıl bir adam benim gözümde onu anlatmak istiyorum önce, yeni tanıştık malum. Öncelikle tam bir Japon, yani aklımdaki Japon tanımının tıpkısının aynısı. Peki nereden oluştu benim aklımdaki Japon tanımı, elbette "Anime" denen sanat harikalarından. Zaman kavramı kendine özgü, etik ve ahlak anlayışı kendine özgü, karakterleri kendine özgü Japon çizgi dizileri, çizgi dizi demek doğru olmaz aslında, çizgi dizinin kendisine hiç benzemeyen abisi. Muarakami'nin kalemi buram buram cinsellik kokuyor, ama su içer gibi anlatıyor cinselliği, sorgulamadan heyecanlanmadan en çıplak haliyle. Belki de olması gereken odur kim bilir. Etik anlayışı ürpertici, karakterler aklıllarından geçenleri en çıplak haliyle döküyorlar ortaya, yer yer buzlu su etkisi yapabiliyor.
       
          Kitaba gelirsek İmkansızın Şarkısı deliliği ve ne kadar kolay delirebileceğimizi anlatıyor. Hatta kitabın içinde kaybolunca bir ara her an delirebileceğim sanrısına kapıldım, en ufak kızgınlığımda "zembereğim boşalacak" sandım. Sanırım olmadı öyle bir şey, ya da ben öyle zannediyorum.

28 Aralık 2014 Pazar

Uzun Yalnızlık, Umutsuz Yalnızlık, Yüzyıllık Yalnızlık

   
                         

         Marquez geçenlerde öldü bilirsiniz, başımız sağolsun. İki oluyor bu, kitabını alıp rafa kaldırdığım adamlar dalga geçercesine gidiyorlar. Metin Kaçan da Ağır Roman'ını okumaya başlayamadan birkaç gün önce gitmişti. Dalga geçiyor olabilirler gerçekten, yazdıklarını bize açıklamadan giderek, hadi size kolay gelsin dercesine, ya da daha açık bir ifadeyle "Çok beklersiniz"
     
        Yüzyıllık Yalnızlık şüphesiz ki Marquez'in güzelliği en çok tartışılan kitabı. Yere göğe sığdıramayanlarla aşırı basit ve saçma bulanların sayısı yarışır. Ben anladığım kadarıyla bile mest oldum, ki anlatılmak istenenlerin yarıdan fazlasını anlamadığımı düşünüyorum. Kitap çok uzun bir zaman diliminden bahsediyor, ne anlattığına tabi ki girmeyeceğim ama başında anlayacaksınız zaten, öyle bir iki nesli kapsayan bir kitap değil, insanlık tarihine kucak açmış resmen. Gelgelelim o kadar ilgi çekici şeyler yazılmasına karşın beni büyüleyen ne simya tarihi ne de insanlığın evreleri oldu. Ben Marquez'in yüzyıllar boyu süren o gizli yalnızlığı sırıtarak anlatmasını sevdim. Son satırları okuyup kitabı dizlerimin üstüne kapattıktan sonraki hislerimi açıklayamayacağımı bildiğim için sadece sevdim diyorum. Efendim kitap Kolombiya tarihinden bahsediyormuş da içinde birçok siyasi mesajlar varmış da.. Marquez yazarken bunları düşündü mü, alttan alttan kitabına işledi mi bilinmez, kendisi de artık bize söyleyemez, ama dediğim gibi saf cahil olarak başladığım yolda sadece anlattıklarını dinleyerek dünya tarihini baştan yazdım kafamda.
     
        Marquez'in o dünyasında yaşamak istemezdim ama o dünyada ölmek isterdim

Oğullar ve Babalar ve Alper Canıgüz

 
                            

       Canıgüz oğulları anlatıyor, ve onların babalarıyla olan garip ilişkilerini. Bunu beş yaşında bir veletin ağzından yapıyor, okuduktan sonra velet demeye diliniz varmayacak tabi. Büyümüş de küçülmüş tipleri sevmiyorsanız kitaba hiç bulaşmayın demeyeceğim, normalde derdim ama Alper Kamu için bi istisna yapabilirim. Kullandığı isim de hoş çağrışımlar yapıyor, Alper Kamu.. Camusvari
        
        Hikayemiz bir miktar polisiye aslında, hatta ara ara polisiye, edebiyatın önüne de geçiyor. Polisiye edebiyatın bir parçası değil midir zaten? derseniz, girmiyorum bu tartışmaya. afilifilintalar'ın izinden gitmiş Canıgüz, hızlı yaşa genç öl cesedin yakışıklı olsun. Az betimleme çok olay ama müthiş bir tat. Güzel adamsın vesselam.  
    
    Söylenecek pek bir şey yok, keyifle okuyun efendim