
Marquez geçenlerde öldü bilirsiniz, başımız sağolsun. İki oluyor bu, kitabını alıp rafa kaldırdığım adamlar dalga geçercesine gidiyorlar. Metin Kaçan da Ağır Roman'ını okumaya başlayamadan birkaç gün önce gitmişti. Dalga geçiyor olabilirler gerçekten, yazdıklarını bize açıklamadan giderek, hadi size kolay gelsin dercesine, ya da daha açık bir ifadeyle "Çok beklersiniz"
Yüzyıllık Yalnızlık şüphesiz ki Marquez'in güzelliği en çok tartışılan kitabı. Yere göğe sığdıramayanlarla aşırı basit ve saçma bulanların sayısı yarışır. Ben anladığım kadarıyla bile mest oldum, ki anlatılmak istenenlerin yarıdan fazlasını anlamadığımı düşünüyorum. Kitap çok uzun bir zaman diliminden bahsediyor, ne anlattığına tabi ki girmeyeceğim ama başında anlayacaksınız zaten, öyle bir iki nesli kapsayan bir kitap değil, insanlık tarihine kucak açmış resmen. Gelgelelim o kadar ilgi çekici şeyler yazılmasına karşın beni büyüleyen ne simya tarihi ne de insanlığın evreleri oldu. Ben Marquez'in yüzyıllar boyu süren o gizli yalnızlığı sırıtarak anlatmasını sevdim. Son satırları okuyup kitabı dizlerimin üstüne kapattıktan sonraki hislerimi açıklayamayacağımı bildiğim için sadece sevdim diyorum. Efendim kitap Kolombiya tarihinden bahsediyormuş da içinde birçok siyasi mesajlar varmış da.. Marquez yazarken bunları düşündü mü, alttan alttan kitabına işledi mi bilinmez, kendisi de artık bize söyleyemez, ama dediğim gibi saf cahil olarak başladığım yolda sadece anlattıklarını dinleyerek dünya tarihini baştan yazdım kafamda.
Marquez'in o dünyasında yaşamak istemezdim ama o dünyada ölmek isterdim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder